ALPERNATİF BÖLGE
• 12/12/2008 - 105. Blog Tabyası (REVENGE OF CHURCHILL) 3. BÖLÜM
(İşgal altında İstanbul)
Gecenin karanlığını yırtan sesler giderek çoğalıyor Bu zamanlarda İstanbul’da gece dışarılarda dolaşmak ölümle eş değer Gene de ölümü göze alıp varmam gereken yere hızlı adımlarla ilerliyorum Sultanhamamında avukat Refik beyin yazıhanesinin kapısından içeri usulca süzülüyorum. İçeridekiler geleceğimden haberli ama iç kapıda çam yarması bir tip durduruyor beni - Parola ? - Şafak ! - Bilemedin Başak ! - Laaan ! Sinirler geriliyor. Salakça bir dil oyunu . Allah bilir ileride bunu sahne gösterilerinde de kullanırlar. Ya sabır çekip sırıtan yarmayı iterek yazıhaneden içeri giriyorum Cepheden buralara bu kadar sıkıntıyla getirilmem için iyi bir sebep olması gerektiğinin bilincindeyim Türk gizli istihbarat örgütü Karakol’un ilk kuruluş toplantısının yapıldığı yer bu yazıhane. O kadarcık bilgi gelirken trende verildi. Etrafa gözlerimi gezdiriyorum. Son derece sade tarzda döşenmiş bir ofis. Hiçbir aşırılık yok. Ortada bir masa,üzerinde kalemler kağıtlar dağınık vaziyette. Belli ki hararetli toplantılar yapılıyor Karakol gizli örgütünün yaptıkları cephede fısıltılarla dolaşıyor. Acımasız bir örgüt. Daha kurulalı 1-1,5 sene olmasına rağmen göze göz dişe diş üslupları ile şimdiden gavurların gözünü yıldırmış durumda. Kefereye de böyle davranmak lazım diyorum içimden Arkadan gelen gürültü ile zıplıyorum. İçeri alındığım ağır meşe kapı yavaşça açılıyor Nefesim kesiliyor Albay Kara Vasıf tüm haşmetiyle kapıdan içeri giriyor Örgütün kurucusu ve başkanı Esas duruş alıp sert bir selam çakıyorum Onların yanında rüzgarda uçan yaprak gibiyim Sert bakışları yüzümde dolaşıyor. Eliyle belli belirsiz bir rahat işareti yapıyor. Gergin biçimde esas duruştan çıkıyorum - Otur teğmen Sandalyelerden birini çekip oturuyorum. Merakım had safhada. Ama durup dururken bir şey sormak olmaz Albay masanın başındaki sandalyelerden birisine geçip oturuyor. Yorgunluğu yüzünden belli ama bakışları cin gibi. - Seni neden buraya getirttiğimizi merak ediyorsun değil mi ? - Evet kumandanım Bir sırrı açıklayacak çocuk muzipliğine bürünüyor yüzü - Söyleyeceğim evlat. Birazdan. Ama önce birileri ile tanışman gerek ! Birileri mi ? Etrafıma bakınırken kapı açılıp içeri uzun boylu genç bir erkek giriyor. Tertemiz yüzünü kaplayan sevimli bir sakalı var. Ama yaşı küçük görünüyor. - Oğlunuz mu albayım ? Allah bağışlasın ! - Hööööööööyt ! Ne oğlu len ? Karakolun en iyi casuslarından birisi o ! - Karakolun en iyi casusu oğlunuz olamaz mı albayım ? - Teğmeeeen ! Lafa öyle başladım,sonunu getiremedim. Üsteleme Uzun boylu genç samimi bir şekilde elini uzatıyor. - Meraba. Ben Sel. Memnun oldum. Hakkınızda çok şey duydum ! - Öhöm. Ben de mülazımı evvel Natif efendi. Ben hakkınızda hiçbir şey duymadım ! - Duymazsın tabi len. Gizli ajan o dedik ya ! - Özür dilerim albayım ! Ulan paso azar işitmeye gelmişiz de haberimiz yok ! Genç adam sandalyesini yanıma çekip oturuyor. Gaz lambasının ışığında birbirimiz inceliyoruz. Samimi bir yüzü var. Du bakalım Biz birbirimize bakınırken albayın sesi duyuluyor - Kendisinin çok özel bir yeteneği var ! - Nedir albayım ? - Bir arabayı takip ederken haddinden fazla sokulup kaza yapabiliyor. - Bu bir yetenek mi ? - E teşkilatımız yeni kuruldu. Öyle çok fazla yeteneği olan adam yok. Biz de ne bulursak alıyoruz işte ! Ne lan bu ? Nedir yani ? Arabayı takip et ! Git adama çarp ! - Bu yeteneğinizi kullandığınız herhangi bir yer var mı Sel efendi ? - Var teğmenim. İstanbulda yarbayın korumasıydım. Kendisini arkadan araba ile takip ederken fazla yanaşıp tosladım. Onun üzerine cepheye sürülmüştüm - E bravo ! Ne desem ki ? Albay bir şey dememe fırsat vermeden oda dışına doğru bağırıyor - Şarküteriiii ! Gel oğlum ! - Oğlunuz mu albayım ? - Lan herkese sorup durma aynı soruyu ! Oğlum yok burada - Haaaa ! Aynı kapıdan bu sefer biraz daha ufak tefek ama gene çok genç ve yakışıklı bir adam giriyor. Girerken kafası ritmik biçimde öne arkaya sallanıyor - Subbab subaba. Subbab subaba. Üç akçe beş akçe. Üç akçe beş akçe - Şarküteriiiiiiii ! Albayın bağırtısıyla genç dalgınlığından sıyrılıyor - Ouuv yea albayım. What’s up ? - Fizan tayini ? - Sustum albayım ! Albay sıkıntılı. Belli ki daha mühim işleri var ama buralarda vakit harcıyor - Evet teğmen. Bu da ikinci elemanımız. İsmi Şarküteri. O da çok yetenekli - Mesela albayım ? - Komple müzisyen ! - Başka ? - Topraktan anlıyor ! - Daha daha ? - İncik boncuk ! Ne sorup duruyorsun teğmen ? Belli ki albayın mizah anlayışı bir yere kadar ! - Müzisyenlik ? Eh,arabalara çarpmaktan daha iyi albayım. En azından maddi getirisi var. - Fak yu meen - Ne fakı ? - Hah,işte öbür yeteneği. Acaip iyi ingilizce konuşur - Ouv yov yov - Başka ? - O kadar ! Hey allaaam. Karşımdaki anlı şanlı Kara Vasıf ! Ya sabır diyorum - Ve grubun üçüncü ve en önemli elemanını tanıştırmak isterim size Albay ayağa kalkıp önünü ilikliyor. Şaşkınlaşıyoruz. Rütbeli birimi gelecek derken kapı yavaşça açılıyor. Açılıyor. Açılı.... Üç erkek masadan ayağa fırlıyoruz İnanılmaz biçimli bir bacak yırtmacın arasından fırlayarak kapıdan içeri arzı endam ediyor Erkeklerin dili tutulmuş vaziyette Albay bile savaş alanında edindiği tecrübe ile ayakta zor duruyor Bacağın arkası bizleri yere devirmeye yeter farkındayım Bacak içeri yavaşça süzülürken peşi sıra inanılmaz güzel bir yüze yükselen muhteşem bir genç kızı da içeri sokuyor Hele genç kızın kolları ? Odada kimse de söz söyleyecek hal yok Hepimiz genç kıza kilitlenmiş durumdayız. O ise yarattığı etkinin farkında. Güzel kollarından birini kaldırıp yüzünü hafifçe örtüyor. Ama gözler açıkta. Herkesin eli ayağına karışmışken albayın dinç durmaya çalışan sesi duyuluyor - Bu da grubunuzun son elemanı. Jidotakafu hanımefendi ! - Huuuvv beybi ! Eh Bu bayanın yetenekleri fazladır herhal ! Allahtan albay fazla bekletmiyor - Jido hanımın inanılmaz bir yeteneği var. Bir erkeğe senden hoşlanıyorum derse adam anında “şaşırdım” diyip kaçabiliyor ! Nası ya ? Böylesine bir kadından öylesi bir yetenek ? - Emin misiniz albayım ? - Vasıfım - Haaa ! Albay kendini toplayarak masanın başındaki sandalyesine geri dönüyor. Erkeklerin gözü hala Jido da olsa da yavaşça oturuyoruz. Albay sesini yükselterek dikkati kendi üzerine toplamaya çalışıyor - Arkadaşlar,sizleri neden bir araya topladığımızı merak ediyorsunuzdur Meraklanarak dikiliyorum - Hepinizin kendine has özellikleri var. Sizleri seçerek topladık. Grubun başına da savaş deneyimi olan mülazım-i evvel Natif efendiyi seçtik. Özel birliğimizsiniz. - İsmimiz ne ? - Efendim ? Sel oturduğu yerden rütbe mütbe dinlemeden soruyor - İsim diyorum. Böyle seçme birliklerin isimleri olur ya hani ! - Ne bileyim oğlum ? - Kobra grubu olsun mu ? - Ne ? - Yok yok. Olmaz o doğru ! Kobrayı saldık çayıra gibi…Şey olsun. Hani beni işaret edermiş gibi, “işte sel” ! Nasıl ? - Laaaaaaaan ! Ahan da albay kızdı. Seli dürtüp sus pus diyorum. Zoraki oturuyor. Albay hala söylenmekte - Öffff. Milletin bel bağladığı gruba bak ! - Grup sel ? Hem indirimi var ? - LAAAAAAAAAAN ! Bu sefer harbi kızdı. Ufaktan Fizana gitmek üzere hazırlıklarıma başlıyorum Derkeeeeeeen... Albay ağzındaki baklayı çıkarıyor - Londraya gidiyorsunuz ? - Sürüldük mü ? Ne Londrası be? Sürgün dediğin Fizan olur,Muş olur... Londraya sürgün mü olur ? - Aaaa ! Alışverişe gidiyoruz ! - Landın beybi ? - Lan sel ot ! Olaya deneyimimi koymanın zamanı geldi ! - Bir suikast ya da kurtarma timi miyiz albayım ? İşte gelen cevap hiç beklemediğim bir şey - Hayır. Sahneye Notre Dame in kamburu müzikalini koymaya gidiyorsunuz !
Ağzımız açık bakıyoruz !
Devam edebilir (E herhalde)
|
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!
|
|
|
|
|
• 2008-12-18 17:33:11 - huuuuu..